Anlaşıldı biz annelerimizden şikayetimiz bitmeden bizim çocuklara geçemeyeceğiz.. Bari içimizi boşaltalım da iyice bi rahatlayalım.. Yok yok annemin haberi yok bu blogdan.. Söyler miyim? Belki sonra :)
Söylemesi ayıptır kırk yaşıma beş var bu aralar.. Kendimce ufak tefek başarılara imza atıyorum, haliyle de kendimce onurlar duyuyorum bundan. Her haftasonu mutlaka ziyaret ettiğim anneme de ucundan bucağından bahsediyorum bunlardan. Hayır hala hepsinden bahsetmiyorum walla. Size de oluyor mu bilmem ama anlattığım her hikayenin peşine düşüyor sonra, ne oldu diye :)
Yine geçenlerde bir haftasonu ziyaretinde keyifle anlatıyorum "İşte şöyle oldu anne, böyle oldu anne, şurada başarılı oldum" falan diye kasım kasım kasılarak anlatırken, bir aferini hakettim diye düşünüyorum haliyle.. Annem şimdi sıcacık bir sarılır öper beni tebrik eder sanıyorum, bir sırtımı sıvazlar en azından.. Ama ne oluyor bilin, annem ağzı kulaklarında gülümsüyor "Aferin bana çok güzel çocuk yetiştirmişim"..
E pes yani anne, hani bana aferin?
Kuzin Abla
İmdat annem var etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İmdat annem var etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Mayıs 2010 Çarşamba
Ben O Yıllar Önce Tanıdığın Küçük Kız Değilim Anne!
Daima içimdeki ben ile çevremdekilerin tanıdığı ben farklı kişiler olmak zorunda kaldı, mükemmeliyet peşinde olan annem yüzünden.. Haksız mıydı? Ne yazık o zamanlar kızıyor olsam da şimdi düşününce haksız bulmuyorum. Mükemmel elbisesi içinde bir haylazdım ben oysa.. Yıllarca ben annemi, o da kendini kandırdı durdu. Anne olduğumda ben böyle olmayacağım dedim durdum bende kendi kendime.. Değil miyim sahi?
Evimizin sokağından çıktığım anda değiştiriğim kimliğim, yine sokağın başına geldiğimde, bir evin bir kızı moduna geçerdi. Oysa o sokak sınırını geçtiğim anda, ruhumdaki bütün serserilikler ve göz karalıklarım çıkardı saklandığı yerlerden..
Bir işe yaramış mıydı annemin bana o zamanlar koyduğu yasaklar, yaramamıştı sanırım, ben yine bildiğimi okumuştum özünde, doğrusunu bilerek yapmıştım yalnışları.. Yine yapıyorum.. Acaba biz anneler çocuklarımızı olduğu gibi kabul etmiyorda, onları istediğimiz gibi mi yapmaya çalışıyoruz. Onların renklerini tek renge çevirmeye çalışıyoruz büyük ihtimalle. Amacımız kimi zaman elalem, kimi zaman korumak, kimi zaman bizim yapamadıklarımızı yapmalarını sağlamak..
Şimdi biliyorum ki benim oğlumda aynını yapacak, dinleyerek değil, yaşayarak öğrenmek yolunu seçecek, peki ben ne yapacağım.. Yapmak istediklerini ya da yapacağını biliyorum tüm söylemlerime rağmen mi diyeceğim ona, bir çeşit kapıları mı açacağım, yoksa annemin yaptığı gibi yasaklar konusunda ısrarlı olup, ya tutarsa diye mi düşüneceğim..
Peki ben bu kadar kontrole, bunca başına buyruk oldu isem, gerçekten düşünüyorum ne faydası oldu bu sınırların bana.. Sadece gizli saklı yaşandı yaşananalar, yapılacaklar ve kimse duymadı. Fena bir sonuç sayılmaz.. :)
Oğlum büyüdükçe düşünüyorum şimdi.. Yapacağını bilip de bilmezden gelerek, kendine zarar vermeden atlatmasını nasıl sağlayacağım? Çok basit aslında doğruyu yanlışı anlatarak diyeceksiniz biliyorum. Ama dinlemeyecek biliyorum, çünkü bende dinlemezdim. Ezberlenmiş laflardan öte değillerdi onlar benim için, ergenliğim boyunca hayatımda eğreti otu olarak kaldılar sadece, belki sonrasında tozlu raflardan indirip ezberleri tekrarlayarak çıktım bir çok dikenli yoldan.. Ama ı-ııh ergenlik de değil.
Aslında çok da masun bir başkaldırıydı düşünüyorum da şimdi, sadece kendim olmak istiyordum, keyif aldığım şeyleri arkadaşlarımla paylaşmak.. Gerçekten dışarısı odaklı bir yaşam felsefesi vardı kafamda. Babam İtalya'ya gittikten yaklaşık iki ay sonra bir gün annem ağlamıştı. "Hep arkadaşlarınla dolaşıyorsun, benimle hiç bir şey yapmak istemiyorsun, ne kadar yanlız olduğumun farkında mısın?". Gerçekten çok şaşırmıştım. Hayır değildim. Annemin farkında bile değildim sanırım. Çok üzülmüştüm böyle düşünmesine, o ise iki aydır benden "Haydi anne gel birlikte bir şeyler yapalım" lafını duymak için beklemişti. Niye beklemişti ki söyleseydi keşke..
Ergenlik böyle bir şey sanırım.. Kızamıyorum kendimi düşündükçe onlara bu sebepten.. Ama benim oğlum ergen olunca bana bunları hatırlatın olur mu :)
Ah anneciğim ben hiç bir zaman senin o olmamı istediğin cici kız olmadım :) Hala da olmak istemiyorum..
Kuzin Abla
Evimizin sokağından çıktığım anda değiştiriğim kimliğim, yine sokağın başına geldiğimde, bir evin bir kızı moduna geçerdi. Oysa o sokak sınırını geçtiğim anda, ruhumdaki bütün serserilikler ve göz karalıklarım çıkardı saklandığı yerlerden..
Bir işe yaramış mıydı annemin bana o zamanlar koyduğu yasaklar, yaramamıştı sanırım, ben yine bildiğimi okumuştum özünde, doğrusunu bilerek yapmıştım yalnışları.. Yine yapıyorum.. Acaba biz anneler çocuklarımızı olduğu gibi kabul etmiyorda, onları istediğimiz gibi mi yapmaya çalışıyoruz. Onların renklerini tek renge çevirmeye çalışıyoruz büyük ihtimalle. Amacımız kimi zaman elalem, kimi zaman korumak, kimi zaman bizim yapamadıklarımızı yapmalarını sağlamak..
Şimdi biliyorum ki benim oğlumda aynını yapacak, dinleyerek değil, yaşayarak öğrenmek yolunu seçecek, peki ben ne yapacağım.. Yapmak istediklerini ya da yapacağını biliyorum tüm söylemlerime rağmen mi diyeceğim ona, bir çeşit kapıları mı açacağım, yoksa annemin yaptığı gibi yasaklar konusunda ısrarlı olup, ya tutarsa diye mi düşüneceğim..
Peki ben bu kadar kontrole, bunca başına buyruk oldu isem, gerçekten düşünüyorum ne faydası oldu bu sınırların bana.. Sadece gizli saklı yaşandı yaşananalar, yapılacaklar ve kimse duymadı. Fena bir sonuç sayılmaz.. :)
Oğlum büyüdükçe düşünüyorum şimdi.. Yapacağını bilip de bilmezden gelerek, kendine zarar vermeden atlatmasını nasıl sağlayacağım? Çok basit aslında doğruyu yanlışı anlatarak diyeceksiniz biliyorum. Ama dinlemeyecek biliyorum, çünkü bende dinlemezdim. Ezberlenmiş laflardan öte değillerdi onlar benim için, ergenliğim boyunca hayatımda eğreti otu olarak kaldılar sadece, belki sonrasında tozlu raflardan indirip ezberleri tekrarlayarak çıktım bir çok dikenli yoldan.. Ama ı-ııh ergenlik de değil.
Aslında çok da masun bir başkaldırıydı düşünüyorum da şimdi, sadece kendim olmak istiyordum, keyif aldığım şeyleri arkadaşlarımla paylaşmak.. Gerçekten dışarısı odaklı bir yaşam felsefesi vardı kafamda. Babam İtalya'ya gittikten yaklaşık iki ay sonra bir gün annem ağlamıştı. "Hep arkadaşlarınla dolaşıyorsun, benimle hiç bir şey yapmak istemiyorsun, ne kadar yanlız olduğumun farkında mısın?". Gerçekten çok şaşırmıştım. Hayır değildim. Annemin farkında bile değildim sanırım. Çok üzülmüştüm böyle düşünmesine, o ise iki aydır benden "Haydi anne gel birlikte bir şeyler yapalım" lafını duymak için beklemişti. Niye beklemişti ki söyleseydi keşke..
Ergenlik böyle bir şey sanırım.. Kızamıyorum kendimi düşündükçe onlara bu sebepten.. Ama benim oğlum ergen olunca bana bunları hatırlatın olur mu :)
Ah anneciğim ben hiç bir zaman senin o olmamı istediğin cici kız olmadım :) Hala da olmak istemiyorum..
Kuzin Abla
23 Mayıs 2010 Pazar
Amman Kimseler Duymasın.....
Lise ve üniversite yılları, kavak yellerinin tam gaz estiği yıllar...
Kendim, şu aralar oğumdan da çok iyi bildiğim için, arkadaşların aileye tercih edildiği yıllar...
Ne çok debelendiğimi, isyan ettiğimi hatırlıyorum. Arkadaşlarımla bir şeyler yapabilmek uğruna, annemi ne çok kırdım. Sonrasında üzülmedim mi, üzüldüm tabi ki. Ama pişman da olmadım hiç.
O yaşlarda gezmeler, eğlenmeler vs. genelde gizli. Açık açık söylesek izin verilmeyecek (alt tarafı kız kıza muhabbet edeceğiz). Eh bu durumda ne olacak, gizli saklı yapılacak. AMA YAPILACAK.
Bir engel çıkardı genelde önüme. "Sen neden gidiyorsun onları evine, bize gelsinler." Var mıydı böyle bir şey... Vardı valla. Ya izin verilmez ya da kızlar eve çağrılırdı. Ev hanımı olan annem de muhabbete iştirak eder ve böylece hayaller güme giderdi.
O yaşlarda her şey ilk ve ilklerin tadı ömür boyu unutulmaz, hepimiz biliyoruz... Hele de gizli saklı yaptın mı, mıh gibi çakılır kalır aklına.
Dönüp bakıyorum ara ara kendime, o yıllarıma. İyi ki de yapmışım diyorum. Ama şu da bir gerçek ki, kendi kendime yada annemin zoruyla koyulan kurallar vardı. Hiç bir zaman da aşmadım onları. Tadıyla keyfiyle yaşadım.
Pişman değilim. Yine olsa yine yaparım.
Karamelita
Karamelita
21 Mayıs 2010 Cuma
Türküm, Ergenim, Mutluyum!
Sene benim lise yıllarımın ikincisi, bir arkadaşım var, yapışık dolaşıyoruz.. Ama o kadar çok konuşuyoruz ki, öğretmenler yaka silkeliyorlar bizden.. Oysa biz gülmekten yerlere yatıyoruz sürekli. Okuldan birlikte çıkıyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz.. Hiç bitmiyor sohbetimiz.. Mutluyuz..
Aynı sene, ilk dönem sona ermeden yapılan meşhur veli toplantısı sonrası, annem gözleri yerinden fırlamış, yüzü kıpkırmızı giriyor eve.. Belli ki bayağı methimi duymuş toplantıda, üzerine de dokuz tane zayıf notum olunca, haliyle annemden geriye bir atom bombası kalmış.. Bağırıyor evin içinde sürekli.. Üff bu kadar mı kötüyüm gerçekten.. Oysa hayat çok güzel..
Aynı akşam ben odamda ders çalışıyorum. annemin düşülen gözüne yeniden girmek var. Ha gayret çalış bakalım, sanki böyle olunca kurtulacak o zayıflar. Kurtulmuyor tabi, ilk dönem karnesinde yedi tane zayıf inci gibi dizili duruyor, ama annemin tepkisi ilki kadar sert olmuyor bu defa, alışıyor haliyle insanoğlu herşeye.. Ya da ben bilmiyorum başıma gelecekleri henüz.
İkinci dönem başladığında ise anlıyorum hanyayı, konyayı. Sınıftaki çalışkan arkadaşlar bize davet ediliyor, benim eğitim almayan beynimi eğitmek üzere. Arkadaşlarım özenle seçiliyor. Hafta sonları sabahtan okulun kursuna, arkasından dershaneye yazdırılıyorum. Yazdırılıyorum, çünkü hiç istemiyorum gitmek. Kendime ayıracak hiç zamanım olmayacak mı benim.
Bu arada sürekli telkin yolu ile beynim yıkanmaya çalışılıyor. Ama gelin görün ki ergenim. Yağmur yağdığından sokaklarda çıplak ayak şarkılar söyleyebilecek kadar mutluyum hala.
Anneme çok kızgınım aslında, neden bu kadar zorluyor beni..
Sınıf öğretmenimizle aynı sokakta oturacak kadar şansızız, annem ikide bir öğretmenimin yolunu kesip erkek arkadaşım var mı diye soruyor. Öyle ya, bi kızın aklı niye bu kadar havada olabilir ki? Ah annem yok diyor öğretmenim işte niye inanmıyorsun ki..? Erkek arkadaş konusunda bir sonuca varamayan annem, hedefi on ikiden vurarak, çok sevdiğim ve aynı sırada oturduğum arkadaşımla beni ayırması için sınıf öğretmenimizi ikna ediyor. OFFF ANNE Bİ SUS! diyemiyorum ve arkadaşıma daha çok yapışıyorum, kocaman kızım ben artık kiminle konuşacağıma kendim karar verebilirim. Okuldan çıktıktan sonra tabi. Ama annemin ahı tutuyor sanırım ki yıl sonuna doğru yapıştığım arkadaşımla saçma bir olaydan birbirimize küsüyoruz. Annem ne kadar haklıymış meğer :)
Haftasonu sabahları yine sokağımızda oturan öğretmenimin kursu olduğu için okuldan kaçamama rağmen, öğleden sonra gönderildiğim dershaneye bütün çocukların birinci dönem kaynaşıp, ikinci dönem damdan düşer gibi gelen benimle hiç konuşmadıkları için gitmiyorum. Dershane saatleri boyunca hava koşullarına göre, gerek sokaklarda geziyor, gerekse misafirliklerde bulunuyorum. Sonra sanki hiç bir şey olmamışta bütün gün dershanedeymişim gibi eve geliyorum.
Sonuçta ne mi oluyor, ikinci dönem karnemde hiç zayıfım yok ve teşekkürü bir notla kaçırmışım. Zavallı annem rahat bir nefes almış, beni sıkıya aldığı için kendiyle gurur duyuyor. Mutlu son.
Nasıl mı yapmıştım. İnanın bende bilmiyorum.
Ama annemle şimdi bu konuyu konuştuğumuzda olayın ergenliğin gözü kör olduğundan görmediğim taraflarını yakalıyorum haliyle. Annem ekonomik krizdeki aile bütçesinden kısarak beni yolluyor o dershaneye.. Bende aklım o kadar yetiyor olmalı ki, her ay elime tutuşturulan parayı götürüp dershaneye yatırıyorum ve hiç bir derse girmiyorum. Dershaneden de kimse şimdikiler gibi, çocuğunuz gelmiyor diye anneme haber vermiyor. İşin acısı zaten sınıfımı geçmek için o desrhaneye ihtiyacım yok. Annem bunu anlamıyor, ben de annemin ne zorluklarla sınıfımı geçebileyim diye uğraştığını anlamıyorum. Şimdi sadece konuşup gülüyoruz..
Sevgiler
Kuzin Abla
Aynı sene, ilk dönem sona ermeden yapılan meşhur veli toplantısı sonrası, annem gözleri yerinden fırlamış, yüzü kıpkırmızı giriyor eve.. Belli ki bayağı methimi duymuş toplantıda, üzerine de dokuz tane zayıf notum olunca, haliyle annemden geriye bir atom bombası kalmış.. Bağırıyor evin içinde sürekli.. Üff bu kadar mı kötüyüm gerçekten.. Oysa hayat çok güzel..
Aynı akşam ben odamda ders çalışıyorum. annemin düşülen gözüne yeniden girmek var. Ha gayret çalış bakalım, sanki böyle olunca kurtulacak o zayıflar. Kurtulmuyor tabi, ilk dönem karnesinde yedi tane zayıf inci gibi dizili duruyor, ama annemin tepkisi ilki kadar sert olmuyor bu defa, alışıyor haliyle insanoğlu herşeye.. Ya da ben bilmiyorum başıma gelecekleri henüz.
İkinci dönem başladığında ise anlıyorum hanyayı, konyayı. Sınıftaki çalışkan arkadaşlar bize davet ediliyor, benim eğitim almayan beynimi eğitmek üzere. Arkadaşlarım özenle seçiliyor. Hafta sonları sabahtan okulun kursuna, arkasından dershaneye yazdırılıyorum. Yazdırılıyorum, çünkü hiç istemiyorum gitmek. Kendime ayıracak hiç zamanım olmayacak mı benim.
Bu arada sürekli telkin yolu ile beynim yıkanmaya çalışılıyor. Ama gelin görün ki ergenim. Yağmur yağdığından sokaklarda çıplak ayak şarkılar söyleyebilecek kadar mutluyum hala.
Anneme çok kızgınım aslında, neden bu kadar zorluyor beni..
Sınıf öğretmenimizle aynı sokakta oturacak kadar şansızız, annem ikide bir öğretmenimin yolunu kesip erkek arkadaşım var mı diye soruyor. Öyle ya, bi kızın aklı niye bu kadar havada olabilir ki? Ah annem yok diyor öğretmenim işte niye inanmıyorsun ki..? Erkek arkadaş konusunda bir sonuca varamayan annem, hedefi on ikiden vurarak, çok sevdiğim ve aynı sırada oturduğum arkadaşımla beni ayırması için sınıf öğretmenimizi ikna ediyor. OFFF ANNE Bİ SUS! diyemiyorum ve arkadaşıma daha çok yapışıyorum, kocaman kızım ben artık kiminle konuşacağıma kendim karar verebilirim. Okuldan çıktıktan sonra tabi. Ama annemin ahı tutuyor sanırım ki yıl sonuna doğru yapıştığım arkadaşımla saçma bir olaydan birbirimize küsüyoruz. Annem ne kadar haklıymış meğer :)
Haftasonu sabahları yine sokağımızda oturan öğretmenimin kursu olduğu için okuldan kaçamama rağmen, öğleden sonra gönderildiğim dershaneye bütün çocukların birinci dönem kaynaşıp, ikinci dönem damdan düşer gibi gelen benimle hiç konuşmadıkları için gitmiyorum. Dershane saatleri boyunca hava koşullarına göre, gerek sokaklarda geziyor, gerekse misafirliklerde bulunuyorum. Sonra sanki hiç bir şey olmamışta bütün gün dershanedeymişim gibi eve geliyorum.
Sonuçta ne mi oluyor, ikinci dönem karnemde hiç zayıfım yok ve teşekkürü bir notla kaçırmışım. Zavallı annem rahat bir nefes almış, beni sıkıya aldığı için kendiyle gurur duyuyor. Mutlu son.
Nasıl mı yapmıştım. İnanın bende bilmiyorum.
Ama annemle şimdi bu konuyu konuştuğumuzda olayın ergenliğin gözü kör olduğundan görmediğim taraflarını yakalıyorum haliyle. Annem ekonomik krizdeki aile bütçesinden kısarak beni yolluyor o dershaneye.. Bende aklım o kadar yetiyor olmalı ki, her ay elime tutuşturulan parayı götürüp dershaneye yatırıyorum ve hiç bir derse girmiyorum. Dershaneden de kimse şimdikiler gibi, çocuğunuz gelmiyor diye anneme haber vermiyor. İşin acısı zaten sınıfımı geçmek için o desrhaneye ihtiyacım yok. Annem bunu anlamıyor, ben de annemin ne zorluklarla sınıfımı geçebileyim diye uğraştığını anlamıyorum. Şimdi sadece konuşup gülüyoruz..
Sevgiler
Kuzin Abla
20 Mayıs 2010 Perşembe
Sana güveniyorum yavrum, çevreye güvenmiyorum
En çok da bu lafı duydum ben büyürken.. Ne zaman arkadaşlarla bir yere gidecek olsak, "Sana güveniyorum yavrum, çevreye güvenmiyorum" başlıklı veya içerikli bir konuşma ile önümü kesmeye çalışırdı annem.
O zamanlar şimdiki kadar cafe bistro, pub, bar diye bişeyler olmasada, şu Türk filmlerinde gördüğümüz disco tarzı yerler gerçekten vardı. Okulu asıp gündüz vakti diskoya gittiğimiz bile oldu. O kadar kısırdı yani sosyal hayat.. İçkilere ilaç atılan Türk filmleri gösteren tek kanallı televizyon bizim, sosyal paylaşımlarımızın önündeki en büyük engeldi.
Niye önce bana değil de çevreye güvenmek gerektiğini anlamak için anne olmam gerekecekti elbette ama, yıllar boyunca annemin el kitabından hiç eksik olmayan bu cümle tüylerimi diken diken etmeye yetip de artmıştı bile. "ANNE Bİ SUS!" demek isteyipte yutkunduğum çok olmuştu.
Şimdi annemle yaptığımız sohbetlerimizin konusunda hala bu var, onca engellemeye rağmen acaba ben yapacaklarımdan geri durmuşmuydum. Kısmen, belki.. Henüz hepsini itiraf edemedim kendisine, ama çoğunu gizli saklı yine de yapmış, kül yutmadığını düşünen zavallı annemin arkasından epeyce dolap çevirmiştim. Artık diyecek laf olmadığındanmıdır, dinledikçe gülümseyen annem, bundan yıllar önce duymuş olsaydı neler olurdu düşünmek bile istemiyorum. Zaman her şeyin ilacıdır dedikleri bu olsa gerek.
Şimdi dolap çeviren değil, dolap çevrilen kişi rolüne geçtiğimden, çoğunlukla oğluma bu merkezde yaklaşmaya çalışıyorum. Çalışırken de anlıyorum ki, insan hakikaten kendini kül yutmazmış gibi hissediyor.
Ama daha yedi yaşında olan oğluma sana güveniyorum yavrum, çevreye güvenmiyorum dememi gerektirecek bir pozisyonumuz yok tabii.. Olmayacak mı, olacak.. Bu cümlenin modernizesi var ise, acilen ihtiyacım var.. Şimdiden erken ergene hazırlanmam lazım çünkü..
Sevgiyle
Kuzin Abla
O zamanlar şimdiki kadar cafe bistro, pub, bar diye bişeyler olmasada, şu Türk filmlerinde gördüğümüz disco tarzı yerler gerçekten vardı. Okulu asıp gündüz vakti diskoya gittiğimiz bile oldu. O kadar kısırdı yani sosyal hayat.. İçkilere ilaç atılan Türk filmleri gösteren tek kanallı televizyon bizim, sosyal paylaşımlarımızın önündeki en büyük engeldi.
Niye önce bana değil de çevreye güvenmek gerektiğini anlamak için anne olmam gerekecekti elbette ama, yıllar boyunca annemin el kitabından hiç eksik olmayan bu cümle tüylerimi diken diken etmeye yetip de artmıştı bile. "ANNE Bİ SUS!" demek isteyipte yutkunduğum çok olmuştu.Acayip çevreci bir annem vardı anlayacağınız, tek kişilik bir örgüt gibiydi. Bir yandan kız başıma bir yerlere gitmemden endişe duyarken bir yandan da bana "Erkek arkadaşların tabi ki olacak, ama gurup içinde.." diyerek arkadaşça ve anlayışla yaklaşmaya çalışıyordu kadıncağız.
Şimdi annemle yaptığımız sohbetlerimizin konusunda hala bu var, onca engellemeye rağmen acaba ben yapacaklarımdan geri durmuşmuydum. Kısmen, belki.. Henüz hepsini itiraf edemedim kendisine, ama çoğunu gizli saklı yine de yapmış, kül yutmadığını düşünen zavallı annemin arkasından epeyce dolap çevirmiştim. Artık diyecek laf olmadığındanmıdır, dinledikçe gülümseyen annem, bundan yıllar önce duymuş olsaydı neler olurdu düşünmek bile istemiyorum. Zaman her şeyin ilacıdır dedikleri bu olsa gerek.
Şimdi dolap çeviren değil, dolap çevrilen kişi rolüne geçtiğimden, çoğunlukla oğluma bu merkezde yaklaşmaya çalışıyorum. Çalışırken de anlıyorum ki, insan hakikaten kendini kül yutmazmış gibi hissediyor.
Ama daha yedi yaşında olan oğluma sana güveniyorum yavrum, çevreye güvenmiyorum dememi gerektirecek bir pozisyonumuz yok tabii.. Olmayacak mı, olacak.. Bu cümlenin modernizesi var ise, acilen ihtiyacım var.. Şimdiden erken ergene hazırlanmam lazım çünkü..
Sevgiyle
Kuzin Abla
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


